16 Kasım 2010 Salı

Es


Su an,
cok sessiz,
cit cikmiyor,
Ama o kadar cok konusuyorum ki,
Sessizlik derinlesiyor...

13 Kasım 2010 Cumartesi

Ey Cocuk!


Ey Cocuk!

Neler yapiyorsun simdi? Duyduguma gore buralardaymissin, cok yakinlarda... Hem de oldukca!
Peki bu sen kadar yakinken , hala gercek olmaktan kaciyor musun? Yoksa... Hala seni biraktiklari dunyayi sorgulamadan mi yasiyorsun? Bildigin seyleri dogru olarak savunup, bilmediklerin hakkinda on-yargi ile mi yaklasiyorsun? Ogrendigin ve yarattigin herseyi para karsiligi mi satiyorsun? Beklentiler icinde misin? Neslin tukenecek diye mi korkuyorsun? Bir zamanlarin cocuklari, simdiki cocuklarin hayatini mi degerlendiriyor ve yonetiyor, baska cocuklari da hayatlari pahasina mi kullaniyor ?

Sen cocuk ile cocuk olmamissin anlasilan...

Duzenin icinde duzen arayisi yapmak, o duzenin gelisi guzel olmamasi gerektigindendir. Kontrol edilemez bir cocukluktur bu. Baska cocuklardan aldigini diger cocuklara verir. Ama bu cocuklarin hedefi pek bi bellidir. Hatlari duzgun yapilmis bir sanat eserinden daha soyuttur hayatlari. Kendileri degildir onlar, baskalarinin taklitidir adeta... Baska cocuklari taklit ederler, yenilerine taklit edilecek dongusel bir hayat periyodu birakirlar. Goreceli dogrulari vardir ve her zaman varolduklari yerdedirler. Kisilikleri asla degismez...


Bu gun seni dusundum cocuk,

Sonbaharin kizil agaclarina dogru bakip sana bunlari yazarken, seninle olan sohbetlerimiz aklima geldi. Asirlar boyu sohbet ettik biz seninle, o kizil agaclar daha yokken bile. Hatirlar misin cocuk? O taslari seninle birlikte dizdik.. Hem de domino tasini dusunerek, onlari tehdit edecek en ufak tehdit unsuruna karsi koruyacak sekilde dizdik bu taslari. Bazen sen onlari sorgulamadan yok ederdin... Bazen o taslari birbirine vururdun oyle olmasini istedigin icin. Bir tanesi kirilirdi hani... Hep parcalari kalirdi ama bir turlu birlesemezlerdi, cunku nasil birlesmesi gerektiklerini bilmezlerdi. Sen de ogretmezdin onlara nasil birlesmeleri gerektigini, farkina varmalarini dahi istemezdin. Sen derdin ki " Taslar sadece tas oldugunu bilmeli, otesi onlari ilgilendirmez." Simdi bakiyorumda... Olmadi be cocuk... Bu sefer gercekten de olmadi...

Bazen senin savaslarini dusunuyorum;

Ne ugruna, neleri feda ettigini. Hatta hayatini bile feda ettin, hem de milyonlarca kere... Dunyanin her yerinde anin vardi ve seni ananlar vardi. Ama sen olan biteni goremezdin cocuk. Cunku varligin soz konusu bile olmazdi o an ... Baska cocuklara kalirdi yasam. Sen oyle isterdin. Hep oyle oldu biliyor musun? Sana secme hakki bile vermediler, inancini kullandilar senin, belki de olmayan seylere inandirdilar seni . Hep orada kaldin sen ve o cocuga niye tokat attigini anlayamadin bir turlu... Nedenini hic sorgulamadin cunku taslar oyle dizilmisti ya. Sen oyle istemistin hatirlamadin mi? Hatirladin tabii ki ama aninda unutursun sen boyle seyleri cocuk. Hala kaldigin yerden devam ediyorsun o suvalsiz fedakarliga. Kucuk soru isaretleri ile savasiyorsun. Her seferinde kaybediyorsun. Baska cocuklar kazaniyor. Ama onlar da kaybediyor... Arkani don ve bak ama bakmaman gerek, cunku vurulursun o cocuk tarafindan. Geri donusu yoktur bu cocuklugun...

Bazen de sanatini dusunuyorum,

Algiladigin kadar insansin ya, ona gore yarattin hep. Cogu zaman sinirlama koydun, koydular! Kurallari yiktin zaman zaman sonra da kurallari ozledin, bagli kaldin onlara. Bu ic gudu muydu senin icin?

Dunyanin farkli yerlerindeydin sen, deri rengin diger cocuklardan farkliydi, dilin, dinin, kulturun... Farkliydin sen. Ama bir yolunu buldun ve diger farkli cocuklar ile anlastin. Onlar ile ayni anda yarattin sanatini. Dunyayi cizmeye ve yazmaya basladin, heykellerini yaptin, muzigi kesfettin. Bazen anlasilamadin...

Sanat ya bu! Insanin kendi rengiydi bu, o algilardi bunu. Icinde bir yerlerde bulurdu onu. Kendine gore yorumlardi sanati ve edebiyati. Is teknige geldiginde ise teori, pratik yarati-zaman kavraminin yerini aldi. Farkinda olmadan altin oranini kullandin belki de, dengeledin ve anlasilabilir kildin . Cogu zaman uygun olmayanlari yok ettiler veya zamana biraktilar uygunlugu gelene kadar. Kimi zaman, bulundugun zamanin otesinde sanat yaptin. Kimi zaman eskiyi taklit ettin. Sanat bir zaman yolculuguydu senin icin.

Peki ya muzik? Muzik sadece dunyamizdaki atmosfer olanaklarinin olusturdugu ses dalgasi frekanslarinin titresimlerinden iletkenligi olmasi ve bunu kesfedip/yaratip insan beyninin kavrayacagi noktaya sunarak teorik ve duygusal anlamda algida secicilige indirmek miydi? Yoksa tamamen ruhsal birsey miydi bu? Hatta konusmadaki anlas(il)ma ve anlatma istegi de buradan mi geliyordu? Nereden geliyordu bu muzik yapmak ve yaratmak? Dusunsene, uzayda olsaydin muzik yapamazdin ama muzik icinde bir yerlerde olurdu. Ayni dusunceler gibi! Eger oyle ise ve bunu iletmek icin cesitli arac/enstrumanlar ve ses dalgalari kullaniyorsan... O zaman muzik ve dusunce baska bir evrendir bizim icin. Sessizligin bile kanvasta muzik oldugun anlardir o dusunce. Gercek sanati kesfetmeye calisiyor bu cocuk!

Ama, birseyler dogru gitmiyor yine de... Sanatini yapan cocuk, bunu satiyor bazen! Yasamanin bunu gerektirdigi bir hata bu!? Yaratilan hersey bu dongude arac olma ugruna gidiyor. IQ, EQ, PQ ve SQ'larindaki nicelikleri satiyor bu cocuklar... Yapay olan yaratilar, baska amaclar ugruna kullaniliyor ve bazi seyleri yok ediyor ... Bu cocuk, sanatini yapamiyor...


Simdi ise yasatmaya calistigin cocuklari goruyorum,

Onlari yasatmak icin emek harcayan cocuklari. Yasanan surecleri yasiyorum icimde, hepsini teker teker... Bu emekleri bosa harcayan cocuklari goruyorum ve yasantiyi tehdit eden unsurlari. Kendi menfaatleri ugruna yasatma sozu verip, bagimlilik ve yapay cozumleri ile cocuklari kandiranlari goruyorum. Sagligi paha bicilir kilanlari goruyorum. Bunlara nasil izin verirsin cocuk? Nasil?

Ve sende bilgiyi ve sevgiyi goruyorum...

Bunu sonsuzluga yaymak isteyen cocuklari goruyorum. Hic yokken bile varolan seyler bunlar. Bildigini paylasmayi seviyorum. Ama ne bildigin konusunda suphe etmeden bunu yapmak, senin bildiklerinin, karsidakinin algilayabilecegi kadar oldugu ile sinirlidir. Bu bilgi de maddiyat demek degildir cocuk. Cunku bilgi yozlastirilabilir, formu bozulabilir ve yanlis uygulamalara kurban gidebilir. O zaman cocuklugunu yasayamazsin ! Sevgi olmadan bunu bilemezsin ve sevginin kendi bilgisini hic bir zaman benimseyemeden yasarsin o hayati. Cocuklarin, onlar dahi bunu yasamaya maruz kalabilir...

Soyleyeceklerimin, aklinizda dugumlendigi noktadaki sessizliktir bu.
...


Yakin zamanda geri gelecegim cocuk. Her nerede isen, ben orada olacagim. Beni arama cunku ben seni buldum bile...

12 Ekim 2010 Salı

Sana Sone -I-


Gozlerinin icinde yasarim ben
Senin beni gordugun derinliklerde,
Tam zihninin ortasinda yuzerim.

Ilk vedamizdan son vedamiza kadar kulac atarim ben
Zaman ve mesafe yok buralarda
Hic ugramadi sanki...

Benligimde bir milat yarattin sen
Sayisiz ekinokslari gectin icimde,
Daha sen yoktun sanki...

Bana elinde tuttugun o tablo ile geldin
Sen anlatmadan ben kendimi anladim seninle
Hayatimda daha once hic sarilmamis gibi sarildim,
Dun gibi, bugun gibi.

Elimi ayirdigim anda bile
O his gelir okyanus otesinden yine
Ellerine, adimlarina bakarim,
Sanki gozlerinmis gibi.

Goremeyecek kadar uzaklasana kadar bakarim
Bi daha gorebilecek olmanin ozlemi ile.
Insan bazen arkasini birden doner ya hani!
Belki o an bir daha seni gorebilecekmis gibi.

Daha dun gibi,
Bugun gibi...

*Ilk bugun gitmisti. Sonra bi daha gitti, yine bugun ama, baska bir yere?! Makinist, kes...

29 Ağustos 2010 Pazar

Silgi


Göz yaşlarımı siler gibi
Beni de siler...
O beyaz mendil,
O bir silgiydi aslında.
Günü geldiğinde kullanmak için yollanmış olan.

Silgiyi kullanmak aşağılarda dolanmayı gerektirir.
Suyun üstüne her çıktığında boğulur çünkü.
Sanki deniz kızı ve insan gibiler...
Derinlik iki yaşamda da farklıdır.
Birisi okyanusun dibinde, öteki göklerde.

Boğuluyorum Küba'nın mavi gecelerinde,
Boğuluyorum gökyüzündeki martılarla uçarken,
Boğuluyorum her uyanışımda, katılıyorum...
Boğuluyorum her attığın adımda, atmadığında,
Boğuluyorum gözlere baktığımda...

Yardıma ihtiyacım var
Yeniden nefes alabilmek için!
Ben bilemedim onu,
Yapamadım onu.
Silemedim...

*Ikinci buyuk goz yasimdi o benim. Dedemden sonra... O gun, yasadiklarini yasatti bana ve ustundeki o kiyafetine uyumlu bir yuzuk ise ben de kaldi.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Orada oldugunu biliyorum


Orada oldugunu biliyorum,
Hep arkamda,
Golgemden bile daha yakin,
Gorus alanimda olmayan bir yakinlik,

Orada oldugunu biliyorum,
Bilmedigim zamanlar bile biliyorum...
Gerceginden daha hayal olan,
Bir varliktir o!

Orada oldugunu biliyorum,
Hic buralara ugramasan bile,
Hep buradasin,
Hatta zaman dursa bile...

Orada oldugunu biliyorum,
Cunku ben de oradayim aslinda...
Yazmasam da , gormesem de , konusamasam da, cizemesem de...
Dokunamasam dahi biliyorum.

Orada oldugunu biliyorum,
Sensin cunku o,
O da sen,
Peki ben neyim?

Orada oldugunu biliyorum,
Ama daha once bilmiyordum.
Bilmediklerimi ogreniyorum seninle,
Kendimi kesfediyorum.

Orada oldugunu biliyorum,
Simdi daha baska,
Dun farkliydi sanki,
Peki yarin?

Orada oldugunu biliyorum,
Evrenin bir diger ucunda olsan bile,
Yasamanin verdigi o tadi,
Biliyorum...

Orada oldugunu biliyorum,
Biliyorum cunku bilmemi isterdin,
Istediler, istiyorlar, isteyecekler,
Istiyorum...

Orada oldugunu biliyorum,
Bilgeligi goruyorum sende,
Sanati , sarabi, savasi -
ve aski...

Orada oldugunu biliyorum,
Cunku sende, bende olan birsey var,
Ben onu buldum,
Ve hic birakmayacagim...

Orada oldugunu biliyorum,
Bana kendimden daha yakin,
Neruda bile tarif edemedi o yakinligi.
Ben nasil ederim?

Orada oldugunu biliyorum,
Orada olacagimizi da biliyorum,
Olmustuk aslinda ama yine de,
Orada olmaliyiz, orada ...


*Hep soguk olan yastigim sicacik olmustu o yaz...

26 Haziran 2010 Cumartesi

Kedipati

`Doganın bize farkettirdigi bazi guzellikler vardır,
Bi de bizde doganın fark edemedigi bazı guzellikler…`
Bir gun, farklı bir gun…
Her zaman oldugundan daha farklı.
Ama belki hep aynıdır?
Bazi gunleri olur ya, o `gunleri` olan insanların .
Kendi buldukları gun kavramı içinde kaybolup dururlar.
Kimisi hic bitmesini istemez,
Kimisi o gunleri sayar, bil(me)dikleri seyler ugruna…
Doga misyonunu şiirsel bir guzellikle yaparken,
Insan vizyonunu destansal bir derinlikle hazırlar,
Ama o gun,
Hic bir zaman hissetmedigim ve belki de fark etmedigim `o` nu duydum.
Sesi bir kedinin miyavlayarak insana birseyler anlatmasi kadar narin ve mukemmeldi…
Bos konusma kavramina karsi bir kukreme gibiydi.
Hic olmadigi kadar anlamlı ve derin…
Bu derinligin içinde,
Dusunce okyanusumun ortasindaki bir adayı gordum sanki.
Adanın ustunde bir ayna vardı,
Bir tarafı benim dusuncelerimi bana yansıtırken,
Oteki tarafı `o` nun duşuncelerini okyanusa guneş süzmesi edasıyla yansıtıyordu, adeta içimi ısıtırcasına.
Sevgi kavramına olan dokunuşu,
Beni patisiyle kavradı sanki.
Eşi benzeri olmayan,
Hic bir zaman kıyaslanmayan,
Ne sınır ne de sınırsızlık kavramı olan...
Saf bır ışık süzmesi gibi.
Fiziksellik ile zihinsellik arasindaki fiziksel olarak yok edilemeyecek bir zihinsel bag idi bu ışık süzmesi.
Hiç hissetmedigim kadar güzel,
Hiç varolmamış kadar özel,
Hiç anlamadığım kadar anlamlı,
Hiç çözemediğim kadar kolay,
Hiç düşünmediğim kadar derin,
Hiç beklemediğim kadar yakın,
Hiç anlatamadığım kadar anlaşılır,
Hiç sevmediğim kadar sevgi dolu,
Hiç ozlemediğim kadar `...` dolu.

21 Mayıs 2010 Cuma

Bir dakika...



Hayati baslatan olay, bir dakika icerisinde gerceklesir, hatta belki evreni bile...


Bir zamanlar daha bir dakika yokken, dakika kavramini yarattilar,
O kucuck zaman dilimi olan bir dakika icerisinde insanlarin yillarini ve geleceklerini degistirdiler,
Bazen milyarlarca kisi o bir dakikadaki o an icin ayni dilekle bekler,
Kimisi bir dakika da dunyaya goze acar sevinc gozyaslari ile, kimisi kapatir,
Herkes aradigi o ana bakmak icin saatine gozunun bir ucuyla heyecanla , uzuntuyle veya beklentiyle bakar,
O dakika icerisinde Liderler secilir,
Komutanlar bir dakika icerisinde kararlar alip onlarca,bazen onbinlerce askerlerini kaybeder veya bir dakikada yanlis kararlar vermis komutani hezimete ugratir,
Kimisi bir dakika icerisinde bir seye baglanma ihtiyaci duyar, o bosluk ona yillarca gibi gelir,
Bir dakika icerisinde uygarliklar bile yok olabilir,
Bazen bir dakikanin hic bitmesini istemez,
Bazen bitmesi icin cigliklar atilir derinden,
O kucuk anda, lezzeti essiz olan lokmalar yenir, bazilari onlari yaratmak icin dakikalarca ugrasir,
Kimi zaman o Muzigi dinlemek icin o bir dakika gelir,
Kimi zaman gorsel bir haz almak icin,


Bazen o bir dakika icerisinde insan oldugunu hatirlar,
Ama o bir dakika icerisine sozler sigmaz, sadece hissetmek bile yeterlidir,
Anlatmak istediginde, bir dakikanin yetmeyecegini bile bile birseyler soylemek ister,
Hayati boyunca dusunecegi herseyi sadece o ana birakmak, serbest birakmak...
Sozler ile, kitaplar ile , romanlar ile anlatilamayacak kadar guzeldir,
Gorunmeyecek bir dakikadir o, varligi bile hissedilmeyecek kadar yogun bir dakika,
Kabul edilemeyecek kadar mukkemel ve narin bir dakika,
Son bir dakikaya kadar umutla sayilan,
Tarif edilemeyecek kadar ozlem ve ask dolu olan,
O ister istemez gelen goz yasinin bile sebebini cozemedigimiz, o dakika...

Sadece 1 dakika!